Baş döndürücü teknolojik gelişmelerle birlikte insan ilişkilerinde büyük değişiklikler olmaya başladı. Bu ilişkilerin yerini, internet ortamındaki sanal ilişkiler almaya başladı.
Kitle iletişiminin ve bilgisayarın insana kazandırdığı sayısız imkânların yanı sıra, teknolojik gelişmeler birçok değerleri de alıp götürüyor. İnsanı sosyal hayatından, çevresinden, arkadaşından ve ailesinden koparıyor. Daha da önemlisi, kişiliğinde yaptığı tahribattan dolayı insanı yalnızlığa sürüklüyor.
Faydadan çok zarar veriyor!
Yalnız kalan insan, içindeki boşluğu doldurabilmek için, "sanal âleme" dalıp farklı arayışlara yöneliyor. İçindeki boşluğu televizyonla, bilgisayarla ve cep telefonuyla doldurmaya çalışıyor. Kişinin içe dönük sanal arayışları ona bir takım rahatlıklar sağlıyor olabilir. İnsan sanal âlemle öylesine bütünleşiyor ki, yaptıklarıyla mutlu olduğunu sanıyor ve onunla meşgul olduğu süre de müthiş bir haz alıyor.
Ancak, benliğiyle baş başa kaldığında, kendini bir garip hissetmeye başlıyor. Farklı bir kişiliğe bürünerek ruhsal sıkıntılara giriyor. Gerçek hayatla, sanal hayat arasında bocalıyor, gerçek insanlarla sanal insanları birbirine karıştırıyor. İşin daha vahim yönü, umut bağladığı ve güvendiği insanların ihanetleriyle karşılaştığında da hüsrana uğruyor.
Teknolojik gelişmeler, insanlık için büyük bir nimet. Kontrol altında tutulduğu müddetçe herkes ondan yararlanabiliyor. Ancak bu güzel nimetleri, kontrol altında tutamayıp hoyratça kullanmaya kalkışanlar, faydadan çok zarar görüyorlar.
Sanal âlemin cazibesi nereden geliyor?
Sanal âlemin cazibesi, insanların psikolojik ve sosyolojik yapıları incelendiğinde bir çok nedenler sıralanabilir. Bizi ilgilendiren iki önemli nedeni üzerinde kısaca duralım.
Bunlardan birincisi; herkeste var olan "merak duygusu" dur. Merak duygusu, sağlıklı ve sağlıksız her insanda var olan bir duygudur. İnsan bilmediği şeyleri merak edip, öğrenmek ister. Burada önemli olan, davranışlarını kontrol altında tutabilme iradesini gösterebilmektir. Bu iradeyi gösteremeyen ve bağımlı hale gelen kişiler, hem kendilerine hem de çevrelerine sorun olabiliyorlar.
İkincisi; sosyal hayatta kendilerini ifade edemeyen, içine kapanık, ruhsal sorunları ve davranış bozuklukları olan bastırılmış duygulara sahip kişilerdir.
İnternette "çetleşme yaparak" sanal âleme kendini kaptıranlar üzerinde psikolog ve sosyologlar devamlı araştırmalar yapıyor, bu insanların kişilik ve ruh dünyalarını devamlı inceliyorlar ve çok enteresan sonuçlar ortaya çıkıyor.
Daha sonraki sıralamalarda ise, gerçek hayattan kaçanlar, cinsel problemleri olanlar, kişiliği oturmamış zayıf karakterli insanlar, bastırılmış duygularını ortaya koyamayanlar ve çeşitli komplekslere sahip olanların yanında, yukarıda da belirttiğimiz gibi sırf merak duygusundan dolayı bu işe yönelenler çoğunluğu teşkil ediyor.
İnternet evlilikleri sağlıklı olur mu?
İnternet ortamında sanal arkadaşlık yapıp da evlenenler az da olsa var. Yapılan bu evliliklerin sağlıklı olup olmadığı pek bilinmiyor. İnternet teknolojisi bizde yeni geliştiğinden ne gibi sosyal rahatsızlıklara yol açacağını ileriki zamanlarda daha iyi göreceğiz. Şu anda var olan şekliyle olumlu yönleri yanında, olumsuzlukları daha fazla öne çıkıyor. Bu bağlamda, internet dünyasının sanal âlemi içerisinde eş arama girişimlerini hiç doğru bulmuyoruz. Evlilik gibi ciddi bir kurumun temellerini bu sahte dünya içerisinde arayanlar, körü körüne kendilerini maceraya atmış olurlar.
Nerede kaldı eski mektuplaşmalar?
Bir zamanlar mektup arkadaşlıkları vardı. En güzel kelimeler, en anlamlı cümleler seçilerek kâğıtlara dökülürdü. Umutla ve merakla mektupların cevapları beklenirdi. Bu kültür öylesine yaygınlaşmıştı ki edebiyat alanına bile girmişti. Mektuplaşma kültürü, başlı başına bir sanat dalı olmuştu. Yakın tarihe kadar mektup kültürüyle iç içe yaşıyorduk. Telefonların yaygınlaşmasıyla birlikte mektuplaşma kültürünün yerini, "mesajlar ve sözel anlatımlar" aldı.
Son gelinen nokta, çok daha farklı bir görünüm sergileniyor. Gençler, internette yapılan "çetleşme" lerle kendilerini bambaşka bir sanal dünya içerisinde buluyorlar. Yüzünü görmediği, sesini duymadığı, yaşını-başını bilmediği, dilini, dinini, hatta cinsiyetini dahi bilmediği insanlarla uzaktan uzağa ilişkiye giriyorlar.
Genelde yalanlar, kandırmacalar ve ihanetler üzerinde kurulan bu sanal ilişkiler bir maceradan öteye gitmiyor. Bu sanal ilişkiyi önemseyip işi evliliğe kadar götürenler de giderek çoğalıyor.
Büyük bir risk!
Gazete ve televizyonlardaki evlilik ilanları, internet dünyasındaki 'çetleşmeler' ve diğer sanal arkadaşlıklar, tamamıyla "para tuzaklarıdır." Bu tür girişimler, insanların yalnız paralarını almıyor, aynı zamanda umutlarını ve güzelim duygularını da alıp götürüyorlar.
Sanal âlemin içerisinden gerçek hayat arkadaşını bulmak tamamen şans işi... Sağlıklı ve mutlu bir evlilik yapma ihtimali çok azdır, hatta tamamıyla bir risktir diyebiliriz. Bir ömür boyu beraber olacağınız insanı, bu sahte dünya içerisinde arayıp riske girmeye değer mi?
Diğer yönüyle, sanal âlemde gerçek sevgi yoktur. Evliliğin içtenliğini, sıcaklığını ve samimiyetini bulmak imkânsız gibidir. Bu nedenle teknoloji, bize kazandırdıklarından daha fazlasını alıp götürüyor. Bilgi çağının bize kazandırdığı bu güzel imkânın alt yapısını yeterince bilmediğimizden, "biz onu kullanacağımıza, o bizi kullanıyor." Bu nedenle, çok açık bir biçimde evlilik öncesinde alınması gereken tedbirlerin, sanal âlem içerisinde aranmasının doğru olmayacağını söylemek zorundayız.
Mustafa Topaloğlu / Milli Gazete